27 Ağustos 2013 Salı

baş ağrısı

Şimdi evime girsem bile
Biraz sonra çıkabilirim
Madem ki bu esvaplarla ayakkaplar benim
Ve madem ki sokaklar kimsenin değil.

25 Ağustos 2013 Pazar

unexpectedly refreshing

Dün aniden Budapeşte bileti aldık. Budapeşte-Prag-Viyana. Tam bi buçuk ay var.

Hayat gerçekten çok garip. Asla ama asla yapmam dediğin, olmaz dediğin, hissedemem dediğin herşey oluyor. Birden. Hiç büyük konuşma, kesin&net çizgiler çizme. Çünkü sen anlamayacaksın bile nasıl bu noktaya geldiğini. Hop bir bakacaksın hiçbirşeye direnemez olmuşsun, göğüs kafesinin ortasında devamlı hareket etmeye çalışan sincap gibi bişey oluşmuş, sabahları ne giysem diye düşünmek bile eğlenceli olmuş. Evet, kendinden korkacaksın. Hiç korkmayacaksın ama çok korkacaksın. Hiç düşünmeyeceksin ama çok düşüneceksin. Yorma kendini. Herşey olacağına varıyor. Kendi kendini engellemelerin, DUR YOLCU demelerin hiç sonuç vermedi. Mutlusun işte salak. Resmen sürekli sırıtıyosun evde, işte, sokakta. Bunu yazarken bile sırıtıyosun. Az önce kafamı kaldırdım, aynaya baktım, ordan gördüm. Çok salaksın. Sürekli gülen bi salak. Ne saçma bi yazdı oldu. Yazamadın. Anlatamadın derdini. Anlatılmıyo çünkü di mi?

Git şimdi bi duş al. Yarın çok güzel bi gün. Bundan sonra "yarın" hep çok güzel bi gün.

22 Ağustos 2013 Perşembe

boredom to death

Dün gece eve yürürken yolda dev bi yaratık gördüm, ay bu ne be kakalak böceği galiba diyip üstüne basmamaya çalışırken ayağım kaydı, tökezledim, bileğimi burktum. Bu sırada saat 1 olduğu için sokakta dolaşan çocuklar hemen bana "galiba kız sarhoş.." yaftası vurdu (başka bi ihtimal olamaz, saat geç, kadınsın, sokaktasın ve tökezledin? Tabi ki kafan iyi, kötü birisin sen). Gece yine uyuyamadım, sabah yine uyanamadım. İşe gelirken ne zamandır giymediğim beyaz şile bezi elbisemi giydim, hanım hanımcık olayım diye, aptal gibi ağzı kapalı bardaktan çay döktüm üzerime. Saçlarıma da döküldü. Yapış yapış.

HAYAT. SEN BİZE NAZİK DAVRANMADIN.

21 Ağustos 2013 Çarşamba

boş.

Dün gece karşımdaki insana yine "tabi ki iyi geceler, tabi ki yatıyorum, şimdi bu mesajı atıyorum ve sonrasında hemen uyuyorum" dedikten sonra telefonu bıraktım ve ezberlenmiş bir kas hareketiyle bi bölüm Office açtım. TABİ Kİ 45 dakikalık bölümlerden biri çıktı. Normalde 20dk.lık dizi benim uyumam gereken zamanlarda hep 45 dk oluyo, hayır denk gelmiyo, bu bir scientific fact. Bu durumda ne yapsaydım? Bölümü yarıda mı bıraksaydım? (Bu arada tüm bu olaylar yaşanırken saat yarımdı.) Bırakmadım. İzledim. Saat 1 buçuk gibi de uykuya daldığımı tahmin ediyorum. Sonra bu sabah gözlerimde kanlı yaşlar, hasretin bağrımda kışlar. Banyoya zor attım kendimi. Yerde de böcek gördüm, minik. İkimizin de çok acelesi vardı, gözlerimizi kaçırdık birbirimizden. O lavaboya doğru hızlı adımlarla ilerlerken ben de duşakabine doğru sektim.

Biliyorum saat 1 buçukta uyumak biz yaştaki yetişkinler için (yetişkinler?) çok ekstrem değil. Ama yüzyıllardır uykunuzu alamıyorsanız, sürekli başınız sızlıyorsa problem. Hayat bazen geceleri o kadar güzel ki uyumak bişeylerden mahrum kalmak gibi geliyo bana. Biraz daha oturayım, biraz daha etrafa bakayım, biraz daha loş ışığın ve sessizliğin tadını çıkarayım. Ne bileyim ya.

Hayat kötüyken uyku uyunmuyo onu herkesten biliyoruz da çok güzelken de uyunmuyomuş? Bunu nasıl açıklayacaksınız ateyisler?

20 Ağustos 2013 Salı

iksir

KOKU ÖNEMLİ.
İnsan sadece çok güzel kokan bişeyin peşinden bile gözü kapalı gidebilir.
Yani, ben giderim.

17 Ağustos 2013 Cumartesi

don't let her go

Dünyanın en kalp kırıcı sözlerine sahip şarkısı.

Well you only need the light when it's burning low
Only miss the sun when it starts to snow
Only know you love her when you let her go
Only know you've been high when you're feeling low
Only hate the road when you're missing home
Only know you love her when you let her go
And you let her go.



16 Ağustos 2013 Cuma

bi ailem, bi siz kafası.

Arkadaşlarımı O KADAR ÇOK SEVİYORUM Kİ. Ölücem. Sürekli "sabah kalktık, kahvaltımızı yaptıığk, oyun oynadııığğk" diye çocuğunu anlatan anneler olur ya. Heh işte. Benim de yeni tanıştığım insanlara sürekli arkadaşlarımı anlatasım var. Zor tutuyorum kendimi. Dün hayatında ne değişti de bu hafta hiç yüzünü göremedim eheheheheh kıps kıps diyen arkadaşımı, sen kalkınca Selen nasıl bi kız? diye sorucam diyen arkadaşımı, tatile giderken otobüste ikram edilecek sallama çaya çok hevesleniyorum içim resmen kıpır kıpır diyeni, hahah bunun adı tavlanmak? diyeni. OĞLUM. ÇOK SEVİYORUM :(

Tuhaflığınızı, eğlencenizi, anlayışınızı, sürekli spontane olarak sokağa çıkıp OHA YİNE ÇOK EĞLENDİK ÇAY BAHÇESİNDE PROGRESSIVE ROCK DİNLEDİK? diye eve geri sürünmemizi çok seviyorum.
Biraz ağlıcam ben.
Öptüm.

15 Ağustos 2013 Perşembe

bu tarz.

Şu an ofisteyim ve önümde açık olan PDF dosyasında "Is FQC executed after packing and daily based on AQL-standard?" vb birsürü cümle yazıyo. Anlamıyorum kesinlikle, okuyamıyorum cümleleri, kelimeler kafamdan kayıp eriyip yere damlıyo.

ÇÜNKÜ
AKLIM
TAMAMEN
BAŞKA

YERDE.
:)

keep calm and love aidan very very much.

Mr.Big yerine Aidan'ı daha sevimli, çekici, eğlenceli bulan kızlardanım.
Aidan'ın hayat neşesi, sahipleniciliği, sadakati, gülümsemesi, eğlencesi, güvenilirliği Big'te asla yok.
Big takım elbisesiyle yere doksan derece yürürken Aidan'la Carrie çıplak ayakla kumun üzerinde koşuyorlardı - that's the way love should be.

Big saplantı, Aidan mutluluk.
Kusura bakmayın ama arka arkaya ve defalarca izlenen 6 sezondan sonra hala böyle düşünüyorum.

13 Ağustos 2013 Salı

444

Günün birinde bir tane kamu spotunda oynamak istiyorum.

15 sene boyunca tadı gidene kadar şekerli sakız çiğnedim.. Günde 7-8 tane sakızı çiğneyip çiğneyip attığım oluyordu.. Carrefour'daki ekonomik Şıpsevdi paketlerini görünce dayanamıyordum.. Ailem durumu farkettiğinde kahroldu, annem her gece çiğneme şu zıkkımı diye ağlıyordu.. Laptobu, cep telefonumu, etiketi üzerinde duran pantolonlarımı satıp sakız alıyordum.. Sonra bir akşam dişim ağrıyınca bu illetten kurtulmaya karar verdim. 8 aydır sakız çiğnemiyorum, ağzımın yorulması geçti, balon yapıp patlatmaktan saçıma yapışan sakızlar artık yok. Mutluyum. Artık rahat uyuyorum.

Siz de bırakın, yapmayın. ÖLÜRSÜNÜZ!!!!!!!!!

Şaka şaka. Ölmezsiniz olm saçmalamayın sakız bu. Ama dişleriniz çürür bak onu diyim.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

durduk yere niye kızdırdınız beni?

Hiç aklımda yokken ve inanılmaz pozitif bi günümdeyken, bir arkadaşımın eskiden yazmış olduğu bir blog yazısını okumamla sinirlerim tepeme çıktı. (Evet, oturduğum yerden sinirlenip sonra yumuşayan, kah gülüp kah dans eden bir pokemon'um - ki konumuz bu değil). Olay şu ki, etrafındaki insanlara, hadi insan demeyeyim de sevdiklerine karşı yüksek aidiyet duygusu taşımayan, zora geldi mi kaypak kaypak sıyrılan, açıklama yapmayı & uzlaşmayı dünyanın en zor işiymiş gibi gören insanlardan nefret ediyorum. Evet söylüyorum, saf nefret. Darlanıyorum bu gibi insanlarla aynı masayı, aynı semti, aynı dünyayı paylaşmaktan. Kabul ederim ki, karşındakine haksızlık etmiş olabilirsin, yaptığın şeyden gurur duymayabilirsin ve hatta çok ayıp ettiğini düşünebilirsin (hangimiz yapmadık ki?) ama bu ay hiç uğraşamıcam bebeğim.. tavırları ne dostum? Benim yaşadığım dünyada iç huzuru kulakları tıkayıp lalalalalalaaaa diyerek sağlanamıyor, ya seninkinde? Evet senin dünyanda bu kadar değişik olan nedir, bizim anlamadığımız, bilmediğimiz yüksek meşgalelerin nedir? Anlat bize, çok sığ ve dırdırcıyız, anlamıyoruz biz.

Bu tip insanlar var mı çevremde gerçekten bilmiyorum, zannetmiyorum olduklarını ama varsanız GİDİN. Derhal çıkınınızı bir sopaya bağlayın ve bölgemden çıkın. Ben karşılıklı konuşabilen, her daim öf çk skldm bn gdyrm demeyen insanların yaşadığı bir dünyayı istiyorum, geri kalan herkes gibi. İnsanlar konuşa konuşa anlaşır, duvarlara baka baka değil.

Ben demedim, atalarımız diyor.
Lütfen ustalara biraz saygı.
Beni sinirlendirmeyin.

monday morning happens

Az önce Baksana Talihe adlı nostaljik şarkıda şöyle dendiğini farkettim:

"Baksana talihe MAL verir kimine, SENİ VERMİŞ BENİM GİBİ birine"

Sizce de biraz ağır olmamış mı? Tabii ki kalbinin istediğini almak nasip olmaz pis kadın, önce doğru konuşmayı öğren.

Dopdolu bir Pazartesi sabahından sevgiler.
:(

11 Ağustos 2013 Pazar

NOT

Bi yere yetişmek zorundaysan evde kahvaltı edip zevzeklik yapmak ÇOK GÜZEL. DOYUM OLMAZ.
kahrolsun bağzı biyere yetişmeler!

7 Ağustos 2013 Çarşamba

dağılalım beyler.

Uyku hüzünlü bir şey.
İnsan mecburen ayrılıyor.
Birlikte uyumak deniyor ama doğru değil.


6 Ağustos 2013 Salı

life for dummies

Aptal olmayı çok seviyorum.

Durup dururken kas kas kasım kasım diye duran insanların arasında ee ne komikmiş bu hahahehahehahaeha diye gülmeyi çok seviyorum.

Göbeğini çekerek yürüyen, beyaz keten gömlek giyince meh meh meh çok yakışıklıyım diyen, dünyanın en klişe laflarıyla birlikte dünyanın en bayat hareketlerini yapan insanlarla, onlar anlamadan dalga geçmeyi çok seviyorum (çok etkileyicisin bebeğim, six pack'ine dokunabiliyo muyuz?).

Daha önce aynı hataları bi daha yaparsam beni asın tamam mı?? uçurumdan atıp üstüme tükürün? dediğim halde sonra yine bayıla bayıla aynı yola girmeyi çok seviyorum.

Yolda şarkı mırıldana mırıldana yürümeyi çok seviyorum.

Beklemeyi çok seviyorum, beklemeyi hiç sevmiyorum. Beklemeyi hiç sevmediğim için çok seviyorum.

Karşılıklı gerileceğimizi sanan insanlara beklenmedik anlarda gülümseyip göz kırpmayı çok seviyorum. Çok sinirleniyorlar. Sinirlendirmeyi seviyorum.

Teşekkür etmeyi çok seviyorum. Teşekkür ediyorsam demek ki hayatımda az önce güzel bişey olmuş.

İnsanları kokularıyla hatırlamayı, özdeşleştirmeyi çok seviyorum.

Oturduğum yerde dans etmeyi çok seviyorum.

Kalbim çok hızlı atınca onu gizlemeye çalışmaktaki mücadeleyi, o gerizekalı naif çabayı çok seviyorum.

Selen yine çok konuşmaktan yemeğini yiyemedi.. denmesini çok seviyorum. Aklıma hep bişeyler geliyor?

Beni anlayan, benimle gülen, somurtmayan insanları çok seviyorum. Ben somurtuyorsam, sinirlenip beni gaza getiren insanları da seviyorum. Çünkü o zaman 'sen beni gaza mı getirmeye çalışıyosun be hahhaehahah??' diyip hemen sakinleşiyorum.

Loser loser dolaşmayı seviyorum, dünyanın en winner loser'ıyım. Winner'ları sevmiyorum. Çok sıkıcısınız. Gidin sıkıcı sıkıcı şeyler konuşun. Pisler.

Taklit yapmayı seviyorum. Taklidimin yapılmasını daha da çok seviyorum. Biri taklidimi yapınca acaip eğleniyorum. (Ben öyle miyim lan?)

Ağzı kırılacak insanlar listemdeki herkesi çok seviyorum.

Eski basım kitaplarda 'beklemeği severdi..' şeklindeki dumur yazım hatalarını seviyorum. (O zamanlar Türkçe öyle miymiş?)

Küçükken yumuşak-sert şeyleri ısırmayı çok sevdiğim için bütün Barbie, Cindy ve Action Man'lerimin bacaklarının diş izi dolu olmasını çok seviyorum.

Demli çayı çok seviyorum. Şaraba bayılıyorum. Bira bizim canımız. Her öğlen vişne suyu içiyorum.

Dünyanın en pesimist optimistiyim, bunu seviyorum, zıt kelimeleri bir arada kullanıp 'anlamlı gibi anlamsızlık...' yaratmayı çok seviyorum.

Çok tatlısınız.

5 Ağustos 2013 Pazartesi

don't even try to run away

Tatil, 2 gün iş, 2 gün haftasonu, 2 gün iş, yine tatil.
Ben sırıtmayayım da kimler sırıtsın camdan baka baka.

O dönemeçten döndüm, ne varmış diye merak ettim, önce kafamı uzatıp bi baktım. Sonra ilginç bişey mi var orda? diyip bi adım attım. Sonra bi adım daha. Şimdi yürüyorum. Umarım sonra koşarım, bisiklete binerim, yorulunca biraz daha yürürüm, zıplarım ama hiç durmam. Enerjim bitince sönmüş balon gibi odada yerde yatıyorum, enerjim varken de uçan balon gibi hep tavana yapışık, tepede duruyorum.

Hayat happens.


2 Ağustos 2013 Cuma

manalı gibi, değil gibi.

Bunu daha önceden de yazmıştım ama DURMAK NE GÜZEL ŞEY YA. Ofiste sakız çiğneyip duruyorum. Etrafa fln bakıyorum, önümde komik bişey oluyosa gülüyorum, camdan dışarı bakıp ağaca naber sen de duruyosun ehe? diyorum içimden. DURMAK. BENİM OLAYIM. Arada ayaklarıma fln bakıyorum. Ben durunca onlar da duruyolar. Arkadaşlarımla buluşup bi yerde durmayı çok seviyorum. Dursun dünya.

1 Ağustos 2013 Perşembe

önümüzdeki maçlar

Mükemmel bir tatilin ardından yağmurlu ve kapalı bir İstanbul'a gelmek zannettiğim kadar da berbat olmadı. Bileklerimi keserek gözyaşları eşliğinde yerlerde sürüneceğimi sanarken sadece ayaklarımı ofise sürüdüm, o kadar. Sabah tatilde de uyandığım bir saatte kalktım, tatilde de giydiğim eteğimle beyaz tişörtümü giydim, duştan çıkıp ıslak saçlarla gökkuşağına baktım, sonra ayakkabılarımı ayağıma geçirip sokağa fırladım.

Demem o ki, denizde ıslanacağıma biraz da yağmurda ıslandım. Bakış açım bu.

Görün, iyimser bi kimseyim, hayat güzel ve daha da güzel olacak - umarım.