24 Temmuz 2013 Çarşamba

whatever

Gerçekten ama gerçekten keşke işallah biraz aklım olsa.
Beş karış havadayım.
Neyse ki mantıklı düşünmenin ve hareket etmenin hiç eğlenceli olmadığını keşfettiğimden beri efsane bi hayatım oldu.
Ay lev saçmasapanlık.

22 Temmuz 2013 Pazartesi

özet.

kendimi joker gibi hissediyorum. Oyunun başında destenin içinde mi, dışında mı bırakılmışım belli değil. Az sonra birinin yüzünde kaykık bir gülümsemeye neden oluyorum. Bir boşluk doldurmuş, iki kağıdın arasına özenle yerleştirilmişim. Rengim, tipim, diğerlerine benzemiyor, Şahaneyim. Kağıtlar ortaya açılıp, elin sonuna yaklaştıkça, “eyvah bu bana patlamasın” telaşıyla yere atılanlar kervanına katılıyorum o an. Atan pişmanlıkta, alamayan hırsta, ben, hep, beklemede: bundan sonra kimin işine yaramak için görev başına geçeceğim diye.

http://hazalyilmaz.com/anlamarama/

19 Temmuz 2013 Cuma

before 12.

Sabah 09:07'den beri Powertürk dinliyorum ve saat 11:20. Sanırım zeka yaşım 5 yaş fln geri attı. Türkçe pop yüzünden kafiyesiz konuşmazsa ölecek hastalığına yakalanmış olabilirim. Umarım öyle bişey olmamıştır.

Öte yandan sabah sabah işlerimin büyük kısmını hallettiğim için birazcık mutluyum. Hem işlerini halledip hem de Skype'dan geyik yapabilen süpersonik bi insanım ve etrafımda da böyle süpersonik insanlar var.


Kafamda mütemadiyen belirli senaryolar üzerine kısa filmler çekiyorum.
Sonra içimde yayınlıyorum, yayınlanırken de izlemiyorum. Çünkü başka bi işim var o sırada.

Bugün aldığım türkçe pop'u bünyemden atmak için (ki ben severim türkçe popu gençler) arka arkaya 30 kez Arctic Monkeys - Do I wanna Know dinlemem gerekiyor. Şimdi uyuyim, sabah erkenden kalıp dinlerim..

18 Temmuz 2013 Perşembe

16 Temmuz 2013 Salı

good morning sunshine

Yıllar sonra belki de ilk kez, amfide fizik dersini dinlerken yaşadığım şeyi aynı şiddette tekrar yaşıyorum. Gözlerim kapanıyor. Laptopa bakamıyorum, kafamı havada tutamıyorum. GERÇEKTEN KAPANIYOR. Az önce lavaboya gidip gözlerimden kan akıyo mu acaba diye kontrol ettim, akmıyordu. Aksa akar ama.

Uykuya karşı verilen mücadele öyle büyük ki, asla altından kalkamıyorsun, sinsice gelip gözkapaklarına konuyor ve sen farketmeden üstlerinde zıplıyor ki pes edip kapatasın. Evet, minik kel cücelerden oluşuyor benim uykum, üstlerindeki çuval kumaşından elbiseleriyle elele verip beni çimenlerin ortasındaki beyaz çarşaflı rüyaya götürmeye çok kararlılar.

Then, so be it.



14 Temmuz 2013 Pazar

şöyledir böyledir

Bazı insanların olayı çift olmak. Literally. Ortadan makasla kessen dağılıvereceklermiş gibi, asla birey olmayı bilmiyorlarmış gibi. Övünülecek tek şeyleri çift olmakmış gibi, izin verseler her yere haberleri yokmuş gibi çekilen fotolarını asacaklarmış gibi. Haftasonu aradığında asla tek yakalayamayacakmışsın gibi. Her üç laflarından ikisi İLİŞKİ İLİŞKİ'ymiş gibi.

Ukalalık edicem şimdi ama biraz ilerleyin gençler. Çünkü;

Özlemek nasıl güzel bişey unutacaksınız.
Sevgilinizi karşınızda göreceğiniz günü iple çekmek ne kadar heyecanlı kaçıracaksınız.
Arkadaşlarınızlayken sen de gel sen de gel diye huysuzlanmak yerine, iki dakikalığına masadan uzaklaşarak telefon açıp sadece seni seviyorum diyip kapatmak nasıl tatlı bilemeyeceksiniz.

Ey onsuz olamam çiftleri! Aşkın en makbulü onsuz da olabilme ihtimaliniz varken yine de onu seçmektir, biraz hatırlayın. Ne derseniz diyin diğer türlüsü sevgi, eğlence ve sarılma yerine tartışma, kıskançlık ve ya giderse? umutsuzluğu taşıyor. Biliyorum çok seviyorsunuz ama tüketiyorsunuz. Biraz tek başınıza yatağınıza uzanın ve planlar programlar yerine sadece sevgilinizi düşünün. Saçlarını, ellerini, güldüğü zamanki ifadesini. Bunları yapmayıp sadece gidilecek kafelerin listesini yapıyorsanız o işte bir yanlışlık var.

Aşk sosyallik, buluşma sıklığı veya yapılan planlardan da öte hissiyatla alakalıdır, ya da şu an bana öyle geliyor.


11 Temmuz 2013 Perşembe

10 Temmuz 2013 Çarşamba

bazı şarkılar çok akıl açıcı

Soko - I'll Kill Her kadar naif ve içten şarkı azdır.




She's a bitch you know, all she's got is blondeness
Not even tenderness, yeah, she's clever..less.


Çok keyifleniyorum bu şarkıyı dinledikçe, baştaki "cinema" kelimesinin "sinima" diye telaffuz edilişini seviyorum, arkadaşlarınla tanışsaydım beni severlerdi çünkü zaman zaman eğlenceli biriyim denmesini seviyorum.

"I would have waited like a week or two
but you never tried to reach me
no, you never called me back"


cümlelerindeki gülüyorum ama içimden ağzını milyonlarca defa kırdım hissiyatını seviyorum.

Biraz gıcık oldum - o zaman uyuyayım - sonra kalkıp çay içerim - bi de televizyonda Çarkıfelek fln varsa eeeh kaç sene sürücek bu program derim ve saçımı açıp dışarı fırlarım ihtimalini seviyorum.

Herkes böyle olmalı bence.
It's a big deal because it's no big deal tavrı hoş. (yeni uydurdum, böyle bi laf yok aslında)
Sevgiler.

9 Temmuz 2013 Salı

bi dk.

Siz kafanızın her daim ama HER DAİM çok karışık olmasının ne demek olduğunu bilir misiniz? Eğer burçlara inanıyor olsaydım "evet, ben tipik bir İkizler burcuyum" derdim. Hiçbişeyden tam olarak emin olamama, sürekli temkinli olmaya çalışma, anı yaşama isteğiyle karışan ve içten gelen "sakın yaşama kötü şeyler olur!" sesi. Ağzım başka konuşuyo, hareketlerim başka şeyler yapıyo, mantığım bambaşka. Ve hepsi de doğru, hepsi de yanlış. Bu uzun zamandır böyle. O yüzden hep bir "dur bi dakika hayat, azcık izin ver kafamı toplayayım" modundayım. Telkine ihtiyacım var. Ama yokmuş gibi davranıyorum. ZORLUK.

Serbest düşüş nedir bilmiyorum, zaten lisede de çözemezdim.

7 Temmuz 2013 Pazar

unreasonable!

Hayatın saçma sapan heyecanı & güzelliği & inanılmaz şekilde hızlı akması.

25 yaş ne güzelmiş beyler! 80 olmaya hiç gerek yokmuş, koşalım, çadırda 5464 kişi uyucaz diye kararlılıkla dışarı çıkalım sonra gece 3'te of sırtımız ağrıdı diyip film izlemeye gidelim, gece balkonda yere çöküp muhabbete doyamayalım, üç beş kişi yanyana yürürken ya ben bu kızı sevgiden öldürücem diye birbirimizi itelim.

Of!
Selen'in klasik ve yersiz sevgi doluluğu diyoruz biz buna. Herkese sarılabilirim, ortak gruptan çok yeni tanıdığım insanlara YA ÇOK İYİSİNİZ ÇOK SEVİYORUM SİZİ diyip kalpler yollayabilirim. Kız çocuğu olmak güzel bişey.

Yazı da dağınık oldu ama bırak dağınık kalsın zaten.
Dolup taştım, şimdi bir duş ardından güzel havada sokaklar.
Kıps.

buyrun.

Genel halim & tavrım.
Arsızlığım tavandır.





Nolur nolur nolur!

5 Temmuz 2013 Cuma

hayır!

Bakın ben Barış Manço'yu çok severim. Beni yakından tanıyan herkes bilir ki benim için;

1) Albus Dumbledore
2) Barış Manço'dur (sıralama alfabetik sıraya göre yapılmıştır, yanlış olmasın..).

Küçükken en büyük hayallerimden biri pazarcı olmakken, diğer büyük hayalimse 7'den 77'ye programına katılmaktı (ki bunu daha önce anlattım diye hatırlıyorum). Kaldı ki kardeşimle hala Barış Manço Öğretileri'ne göre yaşamaya çalışırız hayatı (kapa & kulba & kapağa itibar etmemek, hastalanınca nane limon kabuğu kaynatmak veya çizme giyip tahtaya bişeyler yazmak gibi.. Sanırım son kısmı biraz yanlış anlamışız. Neyse..)

Velhasıl asıl olarak diyeceğim şu ki, Barış Mançosever biri olarak acıklı şarkılarını dinlerken feci halde öfkelenmekteyim. Gelin, bir örnekle inceleyelim:

Çek ellerini ellerimden çek gözlerini gözlerimden
Bunca yıllardır yokluğundan alıştım ben yalnızlığa
İçimde bir çok şey kırıldı çok geç artık dönme bana


Şimdi yukardaki 'Hayır' isimli parçanın sözlerine bakarak şunu söylemek istiyorum:
BARIŞ MANÇO'YU KİM ÜZDÜ LAN!!!!??

Her dinlediğimde içimde volkan gibi birşey köpürüyor gerçekten, hangi densiz, hangi insafsız ne yaptı da sonucunda bu sözler çıktı ortaya? Şu hayatta Barış Manço bile içimde bir çok şey kırıldı diyebiliyorsa artık hepinize yazıklar olsun!!

Ben gidiyorum.

4 Temmuz 2013 Perşembe

en büyük depresyon

Lisede nedensizce okula gitmediğin gün bütün dersler boş geçer, herkes bahçede oturup dondurma yer ve birbiriyle flört eder ya. Sana da mesaj atarlar, neden gelmedin bugün çok güzel geçti diye. MUTSUZLUK.

Sabah uyuduğun o lanet dakikalar için kendinden nefret edersin, sen uyandıktan iki saat sonra okul dağılacağı için kalkıp da gidemezsin, telefonla dahil olmaya çalışıp asla olamazsın. Ertesi gün okula gittiğinde herkesin arkadaşlığı İNANILMAZ ilerlemiştir ve sen birsürü muhabbet kaçırmışsındır, artık biraz da yabancısındır, ayrısındır. İlerleyen senelerde o gün konuşulurken hep suskun kalacaksındır, 'ya sen o gün yoktun..'lar gelecektir kulağına. İçten içe o gün unutulsun, yaşanmamış gibi olsun, konusu kapansın istersin. Başka boş derslerde milletin 'neyse abi ben biraz soru çözücem..' diyip köşesine çekilmesine sinirlenirsin.

İşte uzun zamandır o zamanki kıskançlık & huzursuzluk & kaybetmişlik hissine yakın bişey yaşamadım sanırım.

3 Temmuz 2013 Çarşamba

perfect solution

Demin birşeyler okuyordum. Düşünmemek ne güzel ya dedim kendi kendime. Bu aralar en sık kullandığım cümle 'Bırakalım da bunu 1 saat sonraki Selen düşünsün...' Birşey düşünmek zorunda kaldığımda -hatta ufacık bi karar vermek zorunda kaldığımda bile- başımın çok spesifik bi noktasına ağrı giriyor, beynim deliniyor, gözlerimden ateş çıkıyor. Literally. Araba tutmuş gibi oluyorum. Niye böyle? Gerçekten tıp biliminin bu konuda kesin bir açıklaması yok. Olaylar gelişsin & gelişmesin her türlü bir şekilde kabul ederim ama o fişekleyen kararı ben vereceksem ve bunun için biraz düşünmek zorundaysam.. Eve gidip uyurum.

Tam tersiyse ne güzel, kolay. Denizin ortasındaki bir dalın üzerinde mutlu mutlu oturuyorsun, yanından dallar, yapraklar, suya düşen minik karıncalar vs geçiyor gidiyor, sen seyrediyorsun. İçinde kuş gagalaması gibi bir his asla olmuyor, ayakların suyun içinde, başında şapka, hiçbir şey yapmadığın için sonuçlarından da zerre etkilenmiyorsun.

Betimleye betimleye bir yerlere varıyorsun işte, herkese tavsiye ederim.