28 Ağustos 2010 Cumartesi

şerit

Geçmişle yaşayan bi insanım. Elimde olsa geleceğimin yönünü geçmişe doğru çevirirdim. Çocukluğuma dair hatırladığım ilk anılarımı, ilkokul zamanımdaki içe kapanıklığımı, sonra heeyt yeter ulan diye birden açılışımı hatta derslerde tahtaya çıkıp 4 arkadaşımla dans edişimi çok özlüyorum (hanginiz spice girlsü sevmediniz hadi itiraflar gelsin). 4. sınıfta yeni yeni ingilizce öğrenmeye başlamışken aynanın karşısına geçip hayali bi adama ingilizce röportajlar verişimi, saçımı topladığım anda kimsenin beni sevmiceğini düşünüşümü, kardeşimle iki akşamda bir "ormanda kaybolmuş çocuk"culuk oynayışımı. Babannemlerle şilede 3 ay kalıp okuldan bi gün önce eve dönerken okullar tatil olsun ömerliden geri döneriz o zaman diye dua edişimi. Gece radyo dinlerken karışık kaset yapmayı. Anaokulundayken bile uykusuzluk çekmemi, hiçbir öğlen uykusunda uyuyamamış olmamı. Ben 1.sınıftayken kırgızistandan gelip 10 gün kadar bizde kalan asil ve altınay'la birbirimizin ne dediğini hiç anlamamamıza rağmen bunu hiç sorun etmeyip oyunların en kralını oynayışımızı. liseyi kazandığım sene, hazırlığın ilk gününü. osman sucunun derslerini. mütemadiyen okuldan kaçmayı, tam kaçarken müdür yardımcısına yakalanıp depar atmayı. okuldaki heri potır köşesini. spor salonu binasının arkasında tatil köyü olduğunu keşfettiğimiz anı. öğlen tenefüsünde koruya gidip 8 tane hamburger yemeyi. idil hoca ne tatlı dimi biz gibi sanki die konuştuktan sonra, öz'ün hocayı abartı yakın görüp derste göz kırpmasını sonra suratında oluşan demin naptım??! ifadesini. resim dersinde atölyede otururken demin üst kattan bi kız aşağı düştü olum görmedinizmi haberini yok canım ya görmedik biz diye normal karşılayışımızı. servis şoförümüzün hazırlanıp aşağı inemediğimi bildiği için her sabah gelmeden 10 dk önce telefonumu çaldırışını. buna rağmen geç kalıp ciğerlerimin sabah sabah koşarak açılışını. cumartesi akşamları buffyi, pazar akşamları angelı deli gibi beklemeyi. aşk acısı çekmeyi eğlenceli hale getirebiliyo oluşumuzu, aşk acılarımızın acısının aslında sonramıza zemin oluşturduğunu o zamanlar farketmeyişimizi. sevgilimin ben servisle okula erken varıyorum diye, sabahları arkadaşlarından bi önceki otobüse binip erkenden sınıfa gelişini ve beni bekleyişini. otobüs durağında dururken kase kase yoğurt-ekmek yemeyi. taygunun koşuyolunda asfaltın üstünde gördüğü akrebe "aa yengeç!" demesini. özlüyorum. bu yazıyı devam ettiremicem sanırım, zaten biraz kendime yazmışım gibi oldu ama içim acıdı işte. hayatımın çekili olduğu kasedin deliğine kalemimi sokup geriye saramıyo olmak üzücü. hep benle kalanlar, yanında iyi vakit geçiriyomuş gibi görünme zorunluluğu hissetmediğim insanlar. biz buna birinin yanında ortamı gerdiğini düşünmeden somurtabilme şansı diyoruz. seviyorum. çok.

3 yorum:

lucy dedi ki...

bu, uzun zamandır okuduğum en 'ben' yazı oldu.
aynı zamanda uzun zamandır okuduğum en güzel yazı da oldu.
demek ki ben megalomanım.
bilemedim.
ama duygulandım.
kasetin deliğini bulursam kalemi kap gel dicem.

zeytin dedi ki...

koşa koşa gelirim ki. zaten 8-9 sene önce aynı odanın içinde bi sene bulunup da nedense teğet geçmişiz, kasedi sarıp o kısımlarda biraz değişiklik de yapardık.

teşekkür ederim:)

lucy dedi ki...

:)
bulucam ben bulucam o kaseti.