Adrenalin tutkusu olan bi insan değilim. Hatta otellerdeki sizi havuza şofffuur diye atıveren kaydıraklardan bile korkarım, tepelerine kadar çıkıp geri dönmüşlüğüm veya hiç çıkmayıp "hıhı siz kayın ben azcık şurda takılıcam galiba" diyip ayaklarımı havuzun kenarında sanki bi işim varmış gibi ıslatmışlığım çoktur. Hayatı uçlarda yaşayana o havuzun kenarından bakar, "naber, uçlar nasıl, sırtına güneş yağı süreyim mi?" derim. Bu mealdeki heyecan benim huzurumu kaçırır yani.
Dolayısıyla hayatımla ilgili uzun vadeli planlar yapmaktan, gelecekte ne olacağımı bilerek yaşamaktan neden bunca çekiniyorum ben de bilemiyorum. En fazla yarını, hadi çok çok iki gün sonramı planlamaya tahammülüm var. Biri çıkıp "iki hafta sonra şunu yapıcaz, gelsenize" diyince belli etmesem de afakanlar basıyo bana içten içe. Planın biri tarafından hiç açık kalmayacak şekilde gerçekleştirildiğini bileyim fakat zamanı gelinceye kadar benim haberim olmasın, bi gün önce detaylardan haberdar olayım istiyorum. En azından gönlümden geçen bu.
Mesela yaz tatillerini de hep bi hafta kala ayarlamak isterim, kıştan düşünmeye başlayınca huzursuz olurum. Hayalimden çok, hayalimin karşısına çıkabilecek engellere kanalize olurum. Kalacağım yeri ayarlayayım, biletimi alayım, hop bi hafta sonra karşıma bi sıkıntı çıkmaya bile vakit kalmadan şezlongta uzanıp dergimi okuyayım isterim.
Tüm bunların bi uzantısı olarak da gelecek hakkında düşünemiyorum şu an. Karşıma çok istediğim, bana katkı sağlayabilecek bi fırsat çıksa bile gözlerimi kapayıp, dişlerimi sıkıp elimden kayıp gitmesini beklemek geliyor içimden. Gerçekleşince de gözlerimi aralıyorum, dişlerimi gevşetiyorum ve artık benim yapabileceğim bişey kalmadı, olay benden çıktı diyip rahatlıyorum, umarsızca bi film açıp izlemeye başlıyorum.
Çok beklediğim bi telefon gelince, açmaya korkuyorum.
Deli gibi işe yaramak isteyip, bu noktada ne yapmam gerek, hangi adımı atmak lazım diye düşünmeye çekiniyorum. Gerçekleşmezlerse üzülürüm diyorum, o yüzden düşünmeyi erteleyip, oyalanıyorum, oyalandığımı itiraf etmediğim için de içim rahat sanki bi yandan.
Aslında ileride ne var görmek için yapmam gereken tek şey, kendi kendimin önünden çekilmek, biliyorum.
21 Ocak 2011 Cuma
19 Ocak 2011 Çarşamba
joey tribbiani'yi öyle görünce.. bir damla yaş düştü, çok ağlamadım.
Şu fani dünyada yılların joey'si Matt leBlanc da yaşlandıysa. Onun da saçlarına ak düştüyse ve yaşlılık gıdısı oluştuysa çenesinde.. Diyecek söz, yakılacak ağıt tükenmiş demektir dostlarım. Bir müddet sonra kaşları da çığırından çıkmaya başlar, lüle lüle semaya doğru yükselirler. ve o gün geldiğinde.. işte biz tam da o gün geldiğinde tükeneceğiz.
Courtney Cox-Arquette de Arquette değil artık. Tüm ekibin soyadının sonuna Arquette ekledikleri bölümü izlediğim günü daha dün gibi hatırlarım. Tabu'da hırs yapıp sevgilisine "karşı takım onlar dediiööm yardım etmeaeööööğ!!" bağıran kızla (bkz.ben) özdeşleşen monica'nın gözlerinin etrafındaki çizgiler daha belli olmuyordu. Bütün o çizgiler ne zaman oldu, kime neye ağlarken, bilemiyorum.
Matthew Perry ile ilgili gördüğüm son resimde ise alnı minik bir tırmıkla düzeltilmiş gibi yol yoldu. David Schwimmer'ın artık hep hafif terlemiş gibi görünmesi de cabası.
Oldu olacak Jennifer Aniston da saçlarını erkek traşı yaptırsın kısacık, şurada düşüp bayılayım.
Değişikliğe gelemem ben. Herkes ilk nasıl sevdiysem öyle kalıcak, o kadar! Açıp ilk bölümden friends izlettirmeyin bana! Ki bu dediğimi yapmam demek, yatakta jelibon yiyerek ışıksız ortamda kendi kendime kahkaha atmam, sonuç olarak da diziye tekrardan çok bağlanıp sosyal ilişkilerimden tekrar kopmam demektir.
Friends detoksu için tüm bu yukarıda saydığım isimlerin yardımlarına ihtiyacım var.
Söyleyin onlara, yaşlanmasınlar lan!
Courtney Cox-Arquette de Arquette değil artık. Tüm ekibin soyadının sonuna Arquette ekledikleri bölümü izlediğim günü daha dün gibi hatırlarım. Tabu'da hırs yapıp sevgilisine "karşı takım onlar dediiööm yardım etmeaeööööğ!!" bağıran kızla (bkz.ben) özdeşleşen monica'nın gözlerinin etrafındaki çizgiler daha belli olmuyordu. Bütün o çizgiler ne zaman oldu, kime neye ağlarken, bilemiyorum.
Matthew Perry ile ilgili gördüğüm son resimde ise alnı minik bir tırmıkla düzeltilmiş gibi yol yoldu. David Schwimmer'ın artık hep hafif terlemiş gibi görünmesi de cabası.
Oldu olacak Jennifer Aniston da saçlarını erkek traşı yaptırsın kısacık, şurada düşüp bayılayım.
Değişikliğe gelemem ben. Herkes ilk nasıl sevdiysem öyle kalıcak, o kadar! Açıp ilk bölümden friends izlettirmeyin bana! Ki bu dediğimi yapmam demek, yatakta jelibon yiyerek ışıksız ortamda kendi kendime kahkaha atmam, sonuç olarak da diziye tekrardan çok bağlanıp sosyal ilişkilerimden tekrar kopmam demektir.
Friends detoksu için tüm bu yukarıda saydığım isimlerin yardımlarına ihtiyacım var.
Söyleyin onlara, yaşlanmasınlar lan!
27 Aralık 2010 Pazartesi
mavi-yeşilsiz kızlar balosu.
Merhaba dümdüz karınlı, çırpı bacaklı kızlar. Napıyosunuz? Kesin sımsıkı kapadığınız hafif lipstickli dudaklarınızla hiçbişey yemiyosunuzdur şuan. Bense konuşmadığı zamanlarda bişeyler çiğnediği için günboyu meşgul olan ağzımla sizin gibi olmak istiyorum. Mükemmel tatlılar, çikolata şelaleleri, kremalı kahve nehirleri, makarna dağları tüketirken, mağazadaki satış danışmanına "bunun bi beden daha küçüğü yok mu?" demek istiyorum. Kıskanıyorum olum sizi. Anlayın. Nasıl bi irade ki o sizdeki? Arkadaşlarla biyere gidildiğinde garsona "ben bişey almıcam, sadece su lütfen" diyebilmek hangi meditasyonun sonucunda varılan noktadır? Ben mesela tıkabasa dolu olsam bile ne alırdınız sorusuna hiçbir zaman karşı çıkamıyorum. Ruhsal doyuma karnım doymadan asla ulaşamıyorum. Hem ayrıca farketmedim sanmayın, soğukta da üşümüyosunuz siz kesinlikle. Benim hırka üstüne kazak, kazak üstüne yelek, yelek üstüne çorap falan giyip dolaştığım günlerde omzunuza attığınız incecik şalınız tiril tiril trençkotunuzla ne kadar da şıksınız. Göz kaleminiz hiç akmıyo, rujunuz da hiç uçmuyo ayrıca, evden çıktığınız anki kadar tazesiniz her zaman. Kredi kartınızın limiti de artı sonsuzdaymış diye duydum.
Sevgili dümdüz karınlı, pantolonları ne bol ne dar - tam da üstüne oturan kızlar. Nerden geldiysen oraya gidin canlarım. Unutmayın ki kendiyle barışık kızların gazabı büyük olur.
Sevgili dümdüz karınlı, pantolonları ne bol ne dar - tam da üstüne oturan kızlar. Nerden geldiysen oraya gidin canlarım. Unutmayın ki kendiyle barışık kızların gazabı büyük olur.
26 Aralık 2010 Pazar
hiç yoktan
Belli bi nokta geliyor ve naparsan yap yanlış oluyorsun ya. Her hareketin terslenilmeye müsait hale geliyor, seni kimse alttan almıyor, hep doğru davranışı sergilemeliymişsin gibi düşünülüyor, yapamadığın anda yanlış yaptığın anda hemen gözler sana çevriliyor, hata yapabileceğin, alınabileceğin kabullenilmiyor, senin görmezden geldiklerinin sende altı çiziliyor ya. İşte o zaman ben üzülüyorum. Sevgili, arkadaşlar, aile. Hepsi sevilmeye değerler, biraz da sana öyle hissettirseler durduk yere bile olsa, fazladan bile olsa.
24 Aralık 2010 Cuma
daha iyi olmaz mıydı?*
Eğer yapılabilseydi herkes hayatının fonuna müzik alabilmek isterdi bence. Ama Ferdi Tayfur, ama Beatles. Ne farkeder ki. Duyguları müzikten daha iyi anlatabilecek, ifade edebilecek ikinci bir kavram daha bilmiyorum ben kendi adıma.
Üstelik kızmak, neşelenmek, üzülmek gibi köşeli-kenarlı olanlarından bahsetmiyorum, bunların içiçe geçmesinden, sinirlenince ağlamak istemekten, sevinince içten içe endişe duymaktan bahsediyorum.
Mesela;
Elimizde sinematografik olarak kırmızısı vurgulanmış şemsiyemizle sokakta yürüsek, her adımımıza güzel bir ses eşlik etse görünmeyen bir yerden, tam o sırada uzun zamandır biraraya gelinemeyen biriyle karşılaşıp sarılsak. Müzik hiç bitmese.
Hollywood klişesi diyip geçmeyin, kabul edin, kesinlikle daha iyi, daha çekilir bi dünya olurdu.
Üstelik kızmak, neşelenmek, üzülmek gibi köşeli-kenarlı olanlarından bahsetmiyorum, bunların içiçe geçmesinden, sinirlenince ağlamak istemekten, sevinince içten içe endişe duymaktan bahsediyorum.
Mesela;
Elimizde sinematografik olarak kırmızısı vurgulanmış şemsiyemizle sokakta yürüsek, her adımımıza güzel bir ses eşlik etse görünmeyen bir yerden, tam o sırada uzun zamandır biraraya gelinemeyen biriyle karşılaşıp sarılsak. Müzik hiç bitmese.
Hollywood klişesi diyip geçmeyin, kabul edin, kesinlikle daha iyi, daha çekilir bi dünya olurdu.
22 Aralık 2010 Çarşamba
yılbaşı yazısı yazmıcam mı sandınız? yanıldınız dostlarım, çok yanıldınız..
Resmen bitti olum koskoca sene. Gene heryerde yeni yıl kararları olsun, 2010'da neler yaşandı?! olsun(bkz. micheal jacksonun ölümü, referandum, alikaptanın çocukları evden atması vs.), 2010'un in'leri-out'ları olsun, aynı haberler yapılıp durucak. Severim gerçi ben onları okumayı. Oha bisürü şey olmuş bu sene, hiçbirinden de haberim yoktu, allahtan şuna denk geldim de sene bitmeden cahilliğimden az da olsa kurtuldum derim. Sene boyunca sadece torrentle ilişik kurup, senenin sonunda toptan halletmeyi tercih ediyorum, derli toplu oluyo tabi, evet mini-çakallık.
Hayatımda da hiçbişey değişmedi mezun olmak haricinde bu sene. Aynı şeye tersten bakarsak, mezun olunca da hayatımda pek bişey değişmedi. Daha az metrobüs, daha az akbil kullanımı, daha çok pijama, daha çok uyku. Başka da bişey yok. He bi de her sene büyüyoruz gerçekten dimi. Lise 2'ye geçince hemen lise 1'de çok aptaldım, neyse ki bu sene çok olgunlaştım dersin ya, aynı şey geçerli bence hala. Ömür boyu da geçerli olucak. 68'ine gelince 67 yaşındaki arkadaşına "şimdi böyle düşünüyosun tabi ama.." deme ihtimalin var.
Özel hayat dersek, seviyorum. 21'den 22'ye değişmedi, 67'den 68'e de değişmez. Bence. Umarız ki.
Öte yandan bi müddet heryere 14 Ocak 2010 yazıcaz unutup, sonra ehe yanlış yazdım dicez.
31 Aralık'ta tam da hiç komik olmadığı için çok komik olan seneye görüşürüz'ler yapılıcak. Hani nasıl da dalga geçtim o klişeyle der gibi.
Sene 2011 olucak ve hala içinde "gel kıpır kıpır, içim fıkır fıkır, işler de tıkır tıkır, çubuk kraker yedim kıtır kıtır" sözleri geçen şarkılar bestelenicek. (bu ilk iki dize gerçekten var da gerisini uydurdum. Adı berktuğ veya tankut olan biri uydurmadan ben uydurayım dedim.)
Öte yandan 2007'den devreden kararlarımı 2011'de de uygulayamıcam sanırım. İçimde bi umut var tabi.
Bi de çok alakasız olucak ama şimdi kayahanın bi klibi çıktı televizyonda, baya gençmiş, çok dinlemesem de kayahan uzun süre buralarda olsun isterim. Dipnot.
Anlaşıldığı üzere, çok büyük değişimler beklemiyorum ben yeni yıldan. Aralık'tan Ocak'a geçtik alt tarafı. Tabi bu o gece 12'de deli gibi zıplayarak 2011 OLEY demiceğim, 2010'u kötüleyip, 2011'e methiyeler düzmeyeceğim anlamına gelmez. Heryer yeşil-kırmızı oluyor, toffee-nut latte çıkıyor, yıldönümümüz yaklaşıyor, istiklalde yürümek herzamankinden daha zevkli hale geliyor vs.
Baya hoş bişey.
Hayatımda da hiçbişey değişmedi mezun olmak haricinde bu sene. Aynı şeye tersten bakarsak, mezun olunca da hayatımda pek bişey değişmedi. Daha az metrobüs, daha az akbil kullanımı, daha çok pijama, daha çok uyku. Başka da bişey yok. He bi de her sene büyüyoruz gerçekten dimi. Lise 2'ye geçince hemen lise 1'de çok aptaldım, neyse ki bu sene çok olgunlaştım dersin ya, aynı şey geçerli bence hala. Ömür boyu da geçerli olucak. 68'ine gelince 67 yaşındaki arkadaşına "şimdi böyle düşünüyosun tabi ama.." deme ihtimalin var.
Özel hayat dersek, seviyorum. 21'den 22'ye değişmedi, 67'den 68'e de değişmez. Bence. Umarız ki.
Öte yandan bi müddet heryere 14 Ocak 2010 yazıcaz unutup, sonra ehe yanlış yazdım dicez.
31 Aralık'ta tam da hiç komik olmadığı için çok komik olan seneye görüşürüz'ler yapılıcak. Hani nasıl da dalga geçtim o klişeyle der gibi.
Sene 2011 olucak ve hala içinde "gel kıpır kıpır, içim fıkır fıkır, işler de tıkır tıkır, çubuk kraker yedim kıtır kıtır" sözleri geçen şarkılar bestelenicek. (bu ilk iki dize gerçekten var da gerisini uydurdum. Adı berktuğ veya tankut olan biri uydurmadan ben uydurayım dedim.)
Öte yandan 2007'den devreden kararlarımı 2011'de de uygulayamıcam sanırım. İçimde bi umut var tabi.
Bi de çok alakasız olucak ama şimdi kayahanın bi klibi çıktı televizyonda, baya gençmiş, çok dinlemesem de kayahan uzun süre buralarda olsun isterim. Dipnot.
Anlaşıldığı üzere, çok büyük değişimler beklemiyorum ben yeni yıldan. Aralık'tan Ocak'a geçtik alt tarafı. Tabi bu o gece 12'de deli gibi zıplayarak 2011 OLEY demiceğim, 2010'u kötüleyip, 2011'e methiyeler düzmeyeceğim anlamına gelmez. Heryer yeşil-kırmızı oluyor, toffee-nut latte çıkıyor, yıldönümümüz yaklaşıyor, istiklalde yürümek herzamankinden daha zevkli hale geliyor vs.
Baya hoş bişey.
10 Aralık 2010 Cuma
kar yağsın istiyorum - ama görüntüde.
Hava soğukmuş diye duydum. Yarım saat içinde hazırlanıp karşıya geçmek, fransızca kursumdan önce, alıp da evde okumaya fırsat bulamadığım kitabımı okuyup bi bardak kahve içmek gibi planlarım var. Ama tırsıyorum. Çok soğuğu ve çok acıyı hiç sevmem, anlam veremem. Ağzım yanar, kemiklerim titrer, benden artı puan alamazlar.
Şimdi bu yazıyı bitirip dışarı çıkıcam. Mutlaka ki havaya göre ince giyinmiş olucam (bütün kıyafetlerim zibidi gibi açıkçası), soğukta yürürken kamburum çıkıcak, bu yüzden akşam sırtım ağrıcak, otobüsüm gözümün önünden geçip gittiği için ikincisini beklicem vs.
Halbuki sabah kalktığımda ne kadar mutluydum. Çocukken hava güzel olduğunda çıkan bulutların, hava soğuyunca ufalanıp kar tanesi olduğunu düşündüğüm aklıma gelmişti, kendi çocukluğuma naber len? diyip, yanağından hayali makas almıştım.
Oldu mu şimdi hiç?
Şimdi bu yazıyı bitirip dışarı çıkıcam. Mutlaka ki havaya göre ince giyinmiş olucam (bütün kıyafetlerim zibidi gibi açıkçası), soğukta yürürken kamburum çıkıcak, bu yüzden akşam sırtım ağrıcak, otobüsüm gözümün önünden geçip gittiği için ikincisini beklicem vs.
Halbuki sabah kalktığımda ne kadar mutluydum. Çocukken hava güzel olduğunda çıkan bulutların, hava soğuyunca ufalanıp kar tanesi olduğunu düşündüğüm aklıma gelmişti, kendi çocukluğuma naber len? diyip, yanağından hayali makas almıştım.
Oldu mu şimdi hiç?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
