Soko - I'll Kill Her kadar naif ve içten şarkı azdır.
She's a bitch you know, all she's got is blondeness
Not even tenderness, yeah, she's clever..less.
Çok keyifleniyorum bu şarkıyı dinledikçe, baştaki "cinema" kelimesinin "sinima" diye telaffuz edilişini seviyorum, arkadaşlarınla tanışsaydım beni severlerdi çünkü zaman zaman eğlenceli biriyim denmesini seviyorum.
"I would have waited like a week or two
but you never tried to reach me
no, you never called me back"
cümlelerindeki gülüyorum ama içimden ağzını milyonlarca defa kırdım hissiyatını seviyorum.
Biraz gıcık oldum - o zaman uyuyayım - sonra kalkıp çay içerim - bi de televizyonda Çarkıfelek fln varsa eeeh kaç sene sürücek bu program derim ve saçımı açıp dışarı fırlarım ihtimalini seviyorum.
Herkes böyle olmalı bence.
It's a big deal because it's no big deal tavrı hoş. (yeni uydurdum, böyle bi laf yok aslında)
Sevgiler.
10 Temmuz 2013 Çarşamba
9 Temmuz 2013 Salı
bi dk.
Siz kafanızın her daim ama HER DAİM çok karışık olmasının ne demek olduğunu bilir misiniz? Eğer burçlara inanıyor olsaydım "evet, ben tipik bir İkizler burcuyum" derdim. Hiçbişeyden tam olarak emin olamama, sürekli temkinli olmaya çalışma, anı yaşama isteğiyle karışan ve içten gelen "sakın yaşama kötü şeyler olur!" sesi. Ağzım başka konuşuyo, hareketlerim başka şeyler yapıyo, mantığım bambaşka. Ve hepsi de doğru, hepsi de yanlış. Bu uzun zamandır böyle. O yüzden hep bir "dur bi dakika hayat, azcık izin ver kafamı toplayayım" modundayım. Telkine ihtiyacım var. Ama yokmuş gibi davranıyorum. ZORLUK.
Serbest düşüş nedir bilmiyorum, zaten lisede de çözemezdim.
Serbest düşüş nedir bilmiyorum, zaten lisede de çözemezdim.
7 Temmuz 2013 Pazar
unreasonable!
Hayatın saçma sapan heyecanı & güzelliği & inanılmaz şekilde hızlı akması.
25 yaş ne güzelmiş beyler! 80 olmaya hiç gerek yokmuş, koşalım, çadırda 5464 kişi uyucaz diye kararlılıkla dışarı çıkalım sonra gece 3'te of sırtımız ağrıdı diyip film izlemeye gidelim, gece balkonda yere çöküp muhabbete doyamayalım, üç beş kişi yanyana yürürken ya ben bu kızı sevgiden öldürücem diye birbirimizi itelim.
Of!
Selen'in klasik ve yersiz sevgi doluluğu diyoruz biz buna. Herkese sarılabilirim, ortak gruptan çok yeni tanıdığım insanlara YA ÇOK İYİSİNİZ ÇOK SEVİYORUM SİZİ diyip kalpler yollayabilirim. Kız çocuğu olmak güzel bişey.
Yazı da dağınık oldu ama bırak dağınık kalsın zaten.
Dolup taştım, şimdi bir duş ardından güzel havada sokaklar.
Kıps.
25 yaş ne güzelmiş beyler! 80 olmaya hiç gerek yokmuş, koşalım, çadırda 5464 kişi uyucaz diye kararlılıkla dışarı çıkalım sonra gece 3'te of sırtımız ağrıdı diyip film izlemeye gidelim, gece balkonda yere çöküp muhabbete doyamayalım, üç beş kişi yanyana yürürken ya ben bu kızı sevgiden öldürücem diye birbirimizi itelim.
Of!
Selen'in klasik ve yersiz sevgi doluluğu diyoruz biz buna. Herkese sarılabilirim, ortak gruptan çok yeni tanıdığım insanlara YA ÇOK İYİSİNİZ ÇOK SEVİYORUM SİZİ diyip kalpler yollayabilirim. Kız çocuğu olmak güzel bişey.
Yazı da dağınık oldu ama bırak dağınık kalsın zaten.
Dolup taştım, şimdi bir duş ardından güzel havada sokaklar.
Kıps.
5 Temmuz 2013 Cuma
hayır!
Bakın ben Barış Manço'yu çok severim. Beni yakından tanıyan herkes bilir ki benim için;
1) Albus Dumbledore
2) Barış Manço'dur (sıralama alfabetik sıraya göre yapılmıştır, yanlış olmasın..).
Küçükken en büyük hayallerimden biri pazarcı olmakken, diğer büyük hayalimse 7'den 77'ye programına katılmaktı (ki bunu daha önce anlattım diye hatırlıyorum). Kaldı ki kardeşimle hala Barış Manço Öğretileri'ne göre yaşamaya çalışırız hayatı (kapa & kulba & kapağa itibar etmemek, hastalanınca nane limon kabuğu kaynatmak veya çizme giyip tahtaya bişeyler yazmak gibi.. Sanırım son kısmı biraz yanlış anlamışız. Neyse..)
Velhasıl asıl olarak diyeceğim şu ki, Barış Mançosever biri olarak acıklı şarkılarını dinlerken feci halde öfkelenmekteyim. Gelin, bir örnekle inceleyelim:
Çek ellerini ellerimden çek gözlerini gözlerimden
Bunca yıllardır yokluğundan alıştım ben yalnızlığa
İçimde bir çok şey kırıldı çok geç artık dönme bana
Şimdi yukardaki 'Hayır' isimli parçanın sözlerine bakarak şunu söylemek istiyorum:
BARIŞ MANÇO'YU KİM ÜZDÜ LAN!!!!??
Her dinlediğimde içimde volkan gibi birşey köpürüyor gerçekten, hangi densiz, hangi insafsız ne yaptı da sonucunda bu sözler çıktı ortaya? Şu hayatta Barış Manço bile içimde bir çok şey kırıldı diyebiliyorsa artık hepinize yazıklar olsun!!
Ben gidiyorum.
1) Albus Dumbledore
2) Barış Manço'dur (sıralama alfabetik sıraya göre yapılmıştır, yanlış olmasın..).
Küçükken en büyük hayallerimden biri pazarcı olmakken, diğer büyük hayalimse 7'den 77'ye programına katılmaktı (ki bunu daha önce anlattım diye hatırlıyorum). Kaldı ki kardeşimle hala Barış Manço Öğretileri'ne göre yaşamaya çalışırız hayatı (kapa & kulba & kapağa itibar etmemek, hastalanınca nane limon kabuğu kaynatmak veya çizme giyip tahtaya bişeyler yazmak gibi.. Sanırım son kısmı biraz yanlış anlamışız. Neyse..)
Velhasıl asıl olarak diyeceğim şu ki, Barış Mançosever biri olarak acıklı şarkılarını dinlerken feci halde öfkelenmekteyim. Gelin, bir örnekle inceleyelim:
Çek ellerini ellerimden çek gözlerini gözlerimden
Bunca yıllardır yokluğundan alıştım ben yalnızlığa
İçimde bir çok şey kırıldı çok geç artık dönme bana
Şimdi yukardaki 'Hayır' isimli parçanın sözlerine bakarak şunu söylemek istiyorum:
BARIŞ MANÇO'YU KİM ÜZDÜ LAN!!!!??
Her dinlediğimde içimde volkan gibi birşey köpürüyor gerçekten, hangi densiz, hangi insafsız ne yaptı da sonucunda bu sözler çıktı ortaya? Şu hayatta Barış Manço bile içimde bir çok şey kırıldı diyebiliyorsa artık hepinize yazıklar olsun!!
Ben gidiyorum.
4 Temmuz 2013 Perşembe
en büyük depresyon
Lisede nedensizce okula gitmediğin gün bütün dersler boş geçer, herkes bahçede oturup dondurma yer ve birbiriyle flört eder ya. Sana da mesaj atarlar, neden gelmedin bugün çok güzel geçti diye. MUTSUZLUK.
Sabah uyuduğun o lanet dakikalar için kendinden nefret edersin, sen uyandıktan iki saat sonra okul dağılacağı için kalkıp da gidemezsin, telefonla dahil olmaya çalışıp asla olamazsın. Ertesi gün okula gittiğinde herkesin arkadaşlığı İNANILMAZ ilerlemiştir ve sen birsürü muhabbet kaçırmışsındır, artık biraz da yabancısındır, ayrısındır. İlerleyen senelerde o gün konuşulurken hep suskun kalacaksındır, 'ya sen o gün yoktun..'lar gelecektir kulağına. İçten içe o gün unutulsun, yaşanmamış gibi olsun, konusu kapansın istersin. Başka boş derslerde milletin 'neyse abi ben biraz soru çözücem..' diyip köşesine çekilmesine sinirlenirsin.
İşte uzun zamandır o zamanki kıskançlık & huzursuzluk & kaybetmişlik hissine yakın bişey yaşamadım sanırım.
Sabah uyuduğun o lanet dakikalar için kendinden nefret edersin, sen uyandıktan iki saat sonra okul dağılacağı için kalkıp da gidemezsin, telefonla dahil olmaya çalışıp asla olamazsın. Ertesi gün okula gittiğinde herkesin arkadaşlığı İNANILMAZ ilerlemiştir ve sen birsürü muhabbet kaçırmışsındır, artık biraz da yabancısındır, ayrısındır. İlerleyen senelerde o gün konuşulurken hep suskun kalacaksındır, 'ya sen o gün yoktun..'lar gelecektir kulağına. İçten içe o gün unutulsun, yaşanmamış gibi olsun, konusu kapansın istersin. Başka boş derslerde milletin 'neyse abi ben biraz soru çözücem..' diyip köşesine çekilmesine sinirlenirsin.
İşte uzun zamandır o zamanki kıskançlık & huzursuzluk & kaybetmişlik hissine yakın bişey yaşamadım sanırım.
3 Temmuz 2013 Çarşamba
perfect solution
Demin birşeyler okuyordum. Düşünmemek ne güzel ya dedim kendi kendime. Bu aralar en sık kullandığım cümle 'Bırakalım da bunu 1 saat sonraki Selen düşünsün...' Birşey düşünmek zorunda kaldığımda -hatta ufacık bi karar vermek zorunda kaldığımda bile- başımın çok spesifik bi noktasına ağrı giriyor, beynim deliniyor, gözlerimden ateş çıkıyor. Literally. Araba tutmuş gibi oluyorum. Niye böyle? Gerçekten tıp biliminin bu konuda kesin bir açıklaması yok. Olaylar gelişsin & gelişmesin her türlü bir şekilde kabul ederim ama o fişekleyen kararı ben vereceksem ve bunun için biraz düşünmek zorundaysam.. Eve gidip uyurum.
Tam tersiyse ne güzel, kolay. Denizin ortasındaki bir dalın üzerinde mutlu mutlu oturuyorsun, yanından dallar, yapraklar, suya düşen minik karıncalar vs geçiyor gidiyor, sen seyrediyorsun. İçinde kuş gagalaması gibi bir his asla olmuyor, ayakların suyun içinde, başında şapka, hiçbir şey yapmadığın için sonuçlarından da zerre etkilenmiyorsun.
Betimleye betimleye bir yerlere varıyorsun işte, herkese tavsiye ederim.
Tam tersiyse ne güzel, kolay. Denizin ortasındaki bir dalın üzerinde mutlu mutlu oturuyorsun, yanından dallar, yapraklar, suya düşen minik karıncalar vs geçiyor gidiyor, sen seyrediyorsun. İçinde kuş gagalaması gibi bir his asla olmuyor, ayakların suyun içinde, başında şapka, hiçbir şey yapmadığın için sonuçlarından da zerre etkilenmiyorsun.
Betimleye betimleye bir yerlere varıyorsun işte, herkese tavsiye ederim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
