18 Aralık 2013 Çarşamba

kolay ve zor.

Bir insanın başına gelebilecek en kötü şeyin kendisi olduğuna inanıyorum bazen. Gece kafatasının içine hapsolmuş bir beyinle yorganın altına hapsolmuş bir bedenin bir olup üretemeyeceği düşünce yoktur. Tüm endişeler olağanüstü bir gerçeklikle önünüze serilir ve sabah deli saçması gibi gelen herşeye karanlıkta -hiç şüphesiz- inanırsınız. "Evet, tüm bu kafamdakiler acıtacak derecede mantıklı görünüyor!" dersiniz kendinize. Korkarsınız. Hatta bazen o kadar çok korkarsınız ki, korkmaktan da korkmaya başlarsınız. Çünkü birşeyden çok korkmak onu çağırmaktır, küçüklüğünüzden beri buna inandınız. Cesur davranmanın zor olduğu öğretildi size ve aynı zamanda da hayatı akışına bırakmanın gerekliliği. Ancak o çok bilip de öğretenler şunu hep atladılar: Hayatı akışına bıraktığınızda asla cesur davranamıyorsunuz. Günler birbiri ardına akıp gidiyor ve siz içinizi burkan hiçbir şeyden kurtulma gücü bulamayarak -veya daha kötüsü erteleyerek- sabahları zorla kalkıyor, dişlerinizi fırçalıyor, otobüse binip işe gidiyor, mesai bitince de söylene söylene eve dönüyorsunuz. Üzgünüm, hayatı akışına bırakınca başınıza en fazla bu kadarı geliyor. Bir de hadi itiraf edelim cesur davranmanın ertesi günü var. Uzun vadede çok çok iyi gelecek bir kararın kısa vadedeki yakıcı pişmanlığını yaşamak endişesi de var. Gerçek hayatta hiçbir şey "Bir gün kafama esti ve iki parça eşyamla çekip gittim" hafifliğinde değil, maalesef. Ya da "Kararlarımdan bir kez bile pişman olmadım, dönüp de arkama bakmadım." cümlesini ileride gururla kuramayacağımıza üzülüyoruzdur belki, insanız, kendimizle övünmek hakkımız.

Umarım hayatında kendisini dönüm noktasına çok yakın hisseden herkes, bilinçli olarak vazgeçecek veya bilinçli olarak sahip çıkacak gücü bulur kendisinde, akışa bırakılınca adı karar değil kabullenme oluyor çünkü.
Kendim de dahil sevdiğim herkes için en içten temennim budur.

4 yorum:

funda dedi ki...

Doğru tespit olmuş, umarım benim içinde öyle olur.

zeytin dedi ki...

umarım.

bulmust dedi ki...

Bir şey yazmaya çalıştım tam olmadı. Onu söyleyeceğim. Bir konuyu konuşunca, tartışınca içtenliğini kaybeder. O zamanlar da salman gerekir

zeytin dedi ki...

evet, konuşmadan bakıp anlaşmak lazım.