31 Temmuz 2011 Pazar

tatlı hayat

Çok severek, tam paramı bozduracak kadar heves ederek (tam parayı 4te biri kadar hesap ödeyemeyeceksem bozdurmam arkadaşım) aldığım yeni ojemin, tırnağa sürünce sedefli ve ne renk olduğu belli olmayan babaanne ojesi çıkması hiç hoş olmadı. Yastayım. Allahtan onunla beraber evde bin tane olan renkte bir oje daha almıştım da biraz teselli bulabiliyorum. Neyse.

Dışarda sabahlamak güzel bişey, "çay 20 dk geç geldi, yine aynı parayı mı ödicez?" diye garsona soran arkadaşımın kafası ayrı güzel bişey. O kafayı öpüyorum burdan. Canım benim. Belli bir saatten sonra o gün hiç alkol tüketilmediği halde kafaların bi dünya olması, şu an 6. biradayım sanırım demenin tadı hele bambaşka. Zira 24 saat uyumayınca belli bir nokta geliyor ve her yarım saatte bir 50'lik içmiş gibi oluyorsunuz. İşte şuursuzluk orda doruk noktaya ulaşıyor ve "fgöhaghkjnh" efektiyle gülmek hayattaki en kaçınılmaz şey olabiliyor.

Darlanan, endişe eden, gülen, rencide olan, giydiren, kaybolan, uzaktan da sevilen, sahiplenmeci bir avuç kişi. Tanıyıp güvendiğim, hep yuvarlak masamın etrafında yer alanlar.

O yüzden diyorum ki, sedefli ojemin kapağını iyice kapatıp sandığa kaldırayım en iyisi. Çünkü 40 sene sonra aynı insanlarla aynı yerde bir akşam üzeri, hafif kırışık ellerime o ojeyi sürmek isteyeceğimden eminim ben..

2 yorum:

Taygun dedi ki...

Çay dediğin meretin zamanında gelmesi gerek. Ne geç ne erken. Ben sadece bir çaya 3 lira alan zihniyeti sorgulamak istedim.

Sevgiler rencide olan :)

zeytin dedi ki...

Bu sabah çok güzel türk filmi izledik abi. yoktun. deliler çekmişti filmi.